Pendik Gazetesi
 
08 Mart 2013 10:54

‘FRANSIZ’ SEFİLLER

Metin YAZICI
Metin YAZICI

 

Lise yıllarında okuduğum romanlardan biriydi Sefiller.
Fransız yazar Victor Hugo’nun 1800’lü yılların ortalarında yazdığı bu romanda, kürek mahkumu olan Val Jean ile görevine acımasızca bağlı Javer arasında - bir dönem siyah beyaz televizyonlarda yayınlanan ‘Kaçak’ dizisindeki Richard Kimble ile Gerard arasında yaşanan müthiş kovalamaca benzeri - bir kovalamaca yaşanır.
Bu anlamda biraz da polisiye bir romandır Sefiller.
Roman elbette bu yönüyle değil, o dönem toplumun yaşadığı sefalete yapılan vurgulardan ve bu olgunun aktarıldığı başarılı örgüden dolayı dünya klasikleri arasına girmiştir.
Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden Val Jean, yedi çocuklu dul ablasının yanına yerleşir. Ablasının ve kendisinin işsiz kaldığı zorlu bir kış gününde çocukların karnını doyurabilmek için fırından 1 ekmek çalarken yakalanır. Yargılanıp, kürek mahkumu olarak önce 5, daha sonra firarlarından dolayı toplam 19 yıla mahkum edilir.
Bir anlamda sefilliğinin cezasını çekmiştir...
Lise dönemlerim, ülkede sağ - sol çatışmalarının en yoğun olduğu ve genç kuşağın memleket meselelerine (fazlasıyla) duyarlı olduğu bir dönemdi.
Ve tıpkı Sefiller romanında örneklendirildiği gibi, ülkemde de sefalet eksik değildi.
Ve gerek sağda, gerek soldaki gençler - bir taraftan ‘İşçi fabrikaya ortak olacak’ diğer taraftan ‘Bütün dünya işçileri birleşin’ söylemlerinin bir gün gerçekleşeceğini hayal ederek, mevcut sefaletin ortadan kaldırılması için mücadele ediyorlardı.
Doğrusu, ben de bu hayalperestlerden biriydim.
Ama yıllar geçti; sağcılar solcuları, solcular sağcıları vurdu. İhtilaller oldu. Hükümetler değişti. Savaşlar çıktı. ‘Baharlar’ (!) geçti. Rejimler yıkıldı. Gündemler değişti. ‘Ekmek bulamazsanız, pasta yiyin’ diyenler oldu.
‘Sefalet’ ne ülkemizde ne de dünyada yerinden kımıldamadı! Aksine aslanın ağzından midesine indirildi! 
Bugün ülkemizde (dünyada da) halen sefalet seviyesinde yaşayan - ki hükümetler bu tip insanlara resmi olarak ‘Yeşil Kartlı’ diyor - hiçbir işi, kendisine bakacak bir akrabası, karnını doyurabilecek geliri olmayan yüzbinlerle ifade edilebilecek kadar çok sayıda insan - sefil - var.
Hükümet ve bazı sosyal dernekler bu sefillere yiyecek -  giyecek, az da para yardımı yaparak durumu idare etmeye, çıkabilecek isyanları bastırmaya çalışıyor ya da mecbur kalıyor.
- Aksi taktirde sefiller sadece sefaletlerine değil, sefahat sürenlere de isyan edeceklerdi - Ve bunu yaparken biraz da bu kesimin cehaletinden yararlanılıyor.
Çünkü yardım alan ‘Ben niye yardım almak, el açmak, muhtaç olmak zorunda kalayım ki? Neden benim de insan gibi yaşayacak standartları elde edebileceğim bir işim - imkanım olmasın?’ diye düşünmüyor. Harekete geçmeyip, olan biteni ‘kader’ kıvamında kabulleniyor.
Dünyanın düz ve öküzün başında durduğunun sanıldığı, köleliğin doğal karşılandığı, kadınların sadece çocuk bakmak, yemek yapmakla sorumlu yaratıklar olarak algılandığı, iş hayatına dahil edilmediği, oy kullanamadığı dönemler olmuştu. - Halen devam eden yerler, durumlar mevcut -
Ama insan doğasına ters olan bu anlayışlar büyük ölçüde sona erdi. Bir zamanlar böylesi bir geleceği hayal edenlerin çabalarıyla elbet.
O yüzden ben hala hayalperestim. 
Sefaletin de insan doğasına uymadığına ve gelecekte bir gün bir şekilde mutlaka sona erdirileceğine, yaşam standartlarının insanoğlu tarafından
- belli bir kesim için değil, herkes
için - daha adil paylaşılacağına inancımı sürdürüyorum.
Ülkelerin coğrafyaları değişebilir, ülkeler arasındaki güç dengeleri farklılaşabilir, toprak ya da din savaşları sona erebilir.
Ama sefalet ortadan kaldırılmazsa, ‘yatağında rahat uyumak’ kavramı hiçbir şekilde güvence altına alınamaz. Sürekliliğini koruyamaz.
Aç bir Kürtle, aç bir Türk ya da Fransız arasında; aç bir Müslüman, Hristiyan, Budist ya da Ateist arasında hiçbir fark yoktur. Öncelikli ihtiyaç - beklenti aynıdır çünkü.
Victor Hugo Sefiller’i bu günde yazsaydı, tüm dünyada aynı gerçekliği yansıtır, aynı ilgiyi görürdü. - Kaldı ki bu roman günümüzde, yazılıp yayımlandığı tarihlerdekinden çok daha fazla okunuyor, çok daha popüler - 
Yazar da zaten şöyle söylemiş; 
“Yeryüzünde yoksulluk ve bilgisizliğin egemenliği sürdükçe, böylesi kitaplar gereksiz sayılmayabilir.”
Allah senin iyiliğini versin Hugo!
Başka bir bildiğin vardı da yazmadın mı yoksa!
Sefalet sürenler durumun az çok farkında da; sefiller bu meseleye hala
Fransız be kardeşim...

 

Lise yıllarında okuduğum romanlardan biriydi Sefiller.

Fransız yazar Victor Hugo’nun 1800’lü yılların ortalarında yazdığı bu romanda, kürek mahkumu olan Val Jean ile görevine acımasızca bağlı Javer arasında - bir dönem siyah beyaz televizyonlarda yayınlanan ‘Kaçak’ dizisindeki Richard Kimble ile Gerard arasında yaşanan müthiş kovalamaca benzeri - bir kovalamaca yaşanır.

Bu anlamda biraz da polisiye bir romandır Sefiller.

Roman elbette bu yönüyle değil, o dönem toplumun yaşadığı sefalete yapılan vurgulardan ve bu olgunun aktarıldığı başarılı örgüden dolayı dünya klasikleri arasına girmiştir.


Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden Val Jean, yedi çocuklu dul ablasının yanına yerleşir. Ablasının ve kendisinin işsiz kaldığı zorlu bir kış gününde çocukların karnını doyurabilmek için fırından 1 ekmek çalarken yakalanır. Yargılanıp, kürek mahkumu olarak önce 5, daha sonra firarlarından dolayı toplam 19 yıla mahkum edilir.

Bir anlamda sefilliğinin cezasını çekmiştir...


Lise dönemlerim, ülkede sağ - sol çatışmalarının en yoğun olduğu ve genç kuşağın memleket meselelerine (fazlasıyla) duyarlı olduğu bir dönemdi.

Ve tıpkı Sefiller romanında örneklendirildiği gibi, ülkemde de sefalet eksik değildi.

Ve gerek sağda, gerek soldaki gençler - bir taraftan ‘İşçi fabrikaya ortak olacak’ diğer taraftan ‘Bütün dünya işçileri birleşin’ söylemlerinin bir gün gerçekleşeceğini hayal ederek, mevcut sefaletin ortadan kaldırılması için mücadele ediyorlardı.


Doğrusu, ben de bu hayalperestlerden biriydim.


Ama yıllar geçti; sağcılar solcuları, solcular sağcıları vurdu. İhtilaller oldu. Hükümetler değişti. Savaşlar çıktı. ‘Baharlar’ (!) geçti. Rejimler yıkıldı. Gündemler değişti. ‘Ekmek bulamazsanız, pasta yiyin’ diyenler oldu.

‘Sefalet’ ne ülkemizde ne de dünyada yerinden kımıldamadı! Aksine aslanın ağzından midesine indirildi! 


Bugün ülkemizde (dünyada da) halen sefalet seviyesinde yaşayan - ki hükümetler bu tip insanlara resmi olarak ‘Yeşil Kartlı’ diyor - hiçbir işi, kendisine bakacak bir akrabası, karnını doyurabilecek geliri olmayan yüzbinlerle ifade edilebilecek kadar çok sayıda insan - sefil - var.


Hükümet ve bazı sosyal dernekler bu sefillere yiyecek -  giyecek, az da para yardımı yaparak durumu idare etmeye, çıkabilecek isyanları bastırmaya çalışıyor ya da mecbur kalıyor.

- Aksi taktirde sefiller sadece sefaletlerine değil, sefahat sürenlere de isyan edeceklerdi - Ve bunu yaparken biraz da bu kesimin cehaletinden yararlanılıyor.

Çünkü yardım alan ‘Ben niye yardım almak, el açmak, muhtaç olmak zorunda kalayım ki? Neden benim de insan gibi yaşayacak standartları elde edebileceğim bir işim - imkanım olmasın?’ diye düşünmüyor. Harekete geçmeyip, olan biteni ‘kader’ kıvamında kabulleniyor.


Dünyanın düz ve öküzün başında durduğunun sanıldığı, köleliğin doğal karşılandığı, kadınların sadece çocuk bakmak, yemek yapmakla sorumlu yaratıklar olarak algılandığı, iş hayatına dahil edilmediği, oy kullanamadığı dönemler olmuştu. - Halen devam eden yerler, durumlar mevcut -

Ama insan doğasına ters olan bu anlayışlar büyük ölçüde sona erdi. Bir zamanlar böylesi bir geleceği hayal edenlerin çabalarıyla elbet.


O yüzden ben hala hayalperestim. 


Sefaletin de insan doğasına uymadığına ve gelecekte bir gün bir şekilde mutlaka sona erdirileceğine, yaşam standartlarının insanoğlu tarafından

- belli bir kesim için değil, herkes

için - daha adil paylaşılacağına inancımı sürdürüyorum.


Ülkelerin coğrafyaları değişebilir, ülkeler arasındaki güç dengeleri farklılaşabilir, toprak ya da din savaşları sona erebilir.

Ama sefalet ortadan kaldırılmazsa, ‘yatağında rahat uyumak’ kavramı hiçbir şekilde güvence altına alınamaz. Sürekliliğini koruyamaz.


Aç bir Kürtle, aç bir Türk ya da Fransız arasında; aç bir Müslüman, Hristiyan, Budist ya da Ateist arasında hiçbir fark yoktur. Öncelikli ihtiyaç - beklenti aynıdır çünkü.


Victor Hugo Sefiller’i bu gün de yazsaydı, tüm dünyada aynı gerçekliği yansıtır, aynı ilgiyi görürdü. - Kaldı ki bu roman günümüzde, yazılıp yayımlandığı tarihlerdekinden çok daha fazla okunuyor, çok daha popüler - 


Yazar da zaten şöyle söylemiş; 

“Yeryüzünde yoksulluk ve bilgisizliğin egemenliği sürdükçe, böylesi kitaplar gereksiz sayılmayabilir.”


Allah senin iyiliğini versin Hugo!

Başka bir bildiğin vardı da yazmadın mı yoksa!

Sefahat sürenler durumun az çok farkında da; sefiller bu meseleye hala

Fransız be kardeşim...

 

 

Bu haber 463 defa okundu.
Bu Yazıya Yapılan Yorumlar (0)
Yazarın Diğer Yazıları

En çok okunan haberler

En çok yorumlanan haberler



< Geri       Anasayfa       İleri >

©2010 Pendik Gazetesi.
Site Map

0.350124